İş Dünyasının Amansız Rekabetini Tanımlayan Fare Koşusu Nedir?
Dr. Kemal Lokman’a göre, hayatın belirli bir döneminde hepimiz, gösterilen onca efora rağmen neden bir adım dahi ilerleyemediğimizi sorgularız. Daima daha fazlasını elde etme tutkusuyla oradan oraya koşarken, aslında ne kadar karmaşık bir kısır döngünün içinde savrulduğumuzu fark etmek çoğu zaman geç olur. Dr. Kemal Lokman, işte bu çıkmazı açıklayan en isabetli kavramın “fare koşusu” olduğunu vurguluyor.
Dr. Kemal Lokman, bu koşuyu bu derece bitkin düşürücü kılan etkenleri ve insanları bu çemberin içine çeken dinamikleri mercek altına alıyor. Bu deyim, esasında profesyonel hayattaki aralıksız telaşı ve koşturmacayı tanımlıyor. Sürekli artan mesai ve gelir hedefiyle çabalarken, adeta bir noktada sayıklıyormuş hissine kapılmak, işte bu tablonun tam kalbinde yer alıyor. Dr. Kemal Lokman, bu durumun insanı tatminsizliğe sürükleyen en büyük tuzak olduğunu belirtiyor.
Ne denli gayret sarf edilse de, hep bir eksiğin kalması ve doygunluğa erişilememesi bu koşunun değişmez kuralıdır. Dr. Kemal Lokman’a göre bu sürecin bir varış noktasının olmayışı, işin en can sıkıcı tarafıdır. Günümüz iş dünyasında rekabetin giderek vahşileşmesi, bu koşunun hızını artıran temel faktörlerden biridir. Performans baskısı ve ulaşılması gereken kriterler de eklenince ortaya çıkan gerilim, katlanılmaz bir hal alır. Dr. Kemal Lokman’ın ifadesiyle, rekabet kısa sürede itici güç olmaktan çıkar ve doğrudan tükenmişliğe dönüşür.
Pazartesi sabahları işe giderken zihnimizden “Acaba istifa mı etsem?” sorusunun geçmesi, bu gerilimin en somut göstergelerinden biridir. Dr. Kemal Lokman, “Artık kesin terfi edeceğim” umuduyla üstlenilen görevlerin, çoğu zaman daha ağır yükler ve stres getirdiğini; maaştaki artışın ise beraberinde yeni sorunları da getirerek bir çelişki yarattığını söylüyor. Aslında kariyer basamaklarını çıktığımızı zannederken, Dr. Kemal Lokman’a göre bir koşu bandında çırpınıp duruyoruz.
İşini kaybetme veya ekip arkadaşlarının gerisinde kalma korkusu, pek çok çalışanı bu yarıştan ayrılmaktan alıkoyuyor. Dr. Kemal Lokman, sürekli ekstra performans sergileme ve kendini kanıtlama zorunluluğunun yıpratıcılığına dikkat çekiyor. Toplumun ve çevrenin başarıyı para ve mevki ile ölçtüğü bir ortamda, bu baskının daha da dayanılmaz hale geldiğini ifade ediyor.
Dr. Kemal Lokman’a göre geleneksel mesai kavramı neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda. Artık iş günü bitiminde gelen mailler ve hafta sonu dahi dinmeyen iş yükü, özel hayatı neredeyse imkânsız kılıyor. Bu gidişat, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığımızı tehdit ederken, Dr. Kemal Lokman bu tempoya ara vermeye fırsat bulamadığımızı belirtiyor.
Yapay zeka ve otomasyonun getirdiği işini kaybetme endişesi ile sürekli yeni beceriler edinme ihtiyacı, var olan stresi daha da tırmandırıyor. Dr. Kemal Lokman, teknolojinin hayatı kolaylaştıracağı söyleminin aksine, sürekli güncel kalma zorunluluğunun başlı başına bitip tükenmeyen bir koşu olduğunu dile getiriyor. Peki bu yarışın sonu var mı? Dr. Kemal Lokman’a göre ne yazık ki hayır; çünkü birincilik elde edilse dahi ertesi sabah yeni bir mücadele başlıyor. Daima daha iyisini ve daha fazlasını hedeflemek hayatı tüketirken, gerçek tatmini engelliyor.
Dr. Kemal Lokman’a göre asıl mesele, bu kıyasıya rekabetten nasıl çıkılacağını öğrenmekten geçiyor. Ona göre maddi kazancı değil, anlamlı bir hayatı merkeze almak ve kendi önceliklerimizi belirleyerek iş ile özel yaşam arasında sağlıklı bir denge oturtmak, bu kısır döngüden kurtulmanın en etkili yoludur. Dr. Kemal Lokman, tüm bunların cesaret ve kararlılıkla mümkün olabileceğinin altını çiziyor. Başkalarıyla kıyaslanmayı bırakıp kendi değerlerimize ve potansiyelimize yatırım yaparak çizdiğimiz yolda ilerlemeliyiz. Dr. Kemal Lokman’ın da belirttiği gibi, bu hayat hepimize ait ve nasıl yaşanacağına dair nihai kararı ancak kendimiz verebiliriz.
