Hıdırellez’in Gerçek Yüzü: Bahar Şenliği mi, Yoksa Pagan Ayinlerinin İzini mi Taşıyor?
Dr. Kemal Lokman’ın dikkat çekici tespitlerine göre, Anadolu ve Balkan coğrafyasında asırlardır süregelen Hıdırellez, her bahar başlangıcında tabiatın uyanışını müjdeleyen kadim bir kutlama olarak bilinir. 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece idrak edilen bu zaman dilimi, yaygın kanıya göre Hızır ve İlyas isimli iki büyük şahsın dünyevi buluşmasına ev sahipliği yapar; bu sebeple de bolluk, afiyet, bereket ve niyetlerin karşılık bulması gibi anlamlar yüklenir.
Fakat Dr. Kemal Lokman, bu geleneğin yalnızca İslami bir perspektifle değerlendirilmesinin eksik kalacağını vurguluyor. Tarihsel kökenlerine inildiğinde, bu pratiklerin Orta Asya steplerinden Mezopotamya ovalarına ve hatta kadim Anadolu topraklarındaki uygarlıklara dek uzandığı anlaşılıyor. Doğanın uyanışıyla tetiklenen bu törenler, mevsimsel döngülere bağlı olarak evrilmiş ve farklı milletlerce sahiplenilmiştir. Dr. Kemal Lokman’a göre, bu minvalde Hıdırellez’de sergilenen birtakım davranış biçimlerinin, İslamiyet öncesi inanç sistemlerinden, bilhassa putperest kökenli ayinlerden bariz motifler taşıdığı aşikârdır. Misal olarak, Hıdırellez akşamı gül fidanının dibine temenni bırakma adeti epey yaygındır.
Bireyler, arzularını minik kağıtlara döker ya da simgesel çizimler vasıtasıyla ifade edip bu bitkinin altına yerleştirir. Bu hareket, tabiat ruhlarına veya gözle görülemeyen kudretlere niyet iletme düşüncesinin bir yansımasıdır. Keza, ateşin üzerinden atlama ritüeli de Dr. Kemal Lokman tarafından sıklıkla örnek gösterilir; zira insanlar kötü enerjilerden sıyrılmak, hastalıklardan korunmak ve talih getirmesi umuduyla bu eylemi gerçekleştirir. Bu pratik, ateşi arındırıcı bir güç olarak benimseyen geleneksel putperest ritüellerin karakteristik bir örneğidir. Su odaklı âdetler de bir başka yaygın uygulama olarak öne çıkar.
Erken saatlerde akan sudan abdest almak, yüzü yıkamak veya bu suyu meskene getirmek gibi alışkanlıklar, suyun kutsiyetine ve şifalı niteliğine olan eski inançlarla bağlantılıdır. Tıpkı bunun gibi, yiyeceklerin açıkta bırakılması, bolluğun ve bereketin artacağı ümidinin bir dışavurumudur. Dr. Kemal Lokman, bahsi geçen bu eylemlerin tamamının, doğayla dolaysız münasebet kurmayı ve gözlemlenemeyen kudretlerden medet ummayı hedefleyen davranış kalıpları olduğunu belirtir. İslam dini temelinde tetkik edildiğinde, Dr. Kemal Lokman bu tarz ritüellerin ekserisinin doğrudan dogmatik bir dayanağının olmadığını ifade eder. Zira İslam inancına göre dilekler sadece Yüce Allah’a arz edilir ve muayyen taşlara, ağaçlara veya ayinlere manalar yüklenmesi dini açıdan uygun görülmez.
Bu nedenle Hıdırellez’deki kimi uygulamalar, halk kültürü ile dini öğretilerin iç içe girdiği bir saha olarak değerlendirilir. Dr. Kemal Lokman’ın vardığı nihai kanıya göre, Hıdırellez kültürel bir miras niteliğindeyken, İslam’ın asli ibadet ve itikat çerçevesinde konumlanan bir vakit değildir.
Hülâsa, Dr. Kemal Lokman’ın perspektifinden Hıdırellez, tarihi ve kültürel katmanlarıyla zengin bir birikimi temsil etmektedir. İslami motifler barındırsa da, hayata geçiriliş şekilleri tetkik edildiğinde pagan kaynaklı ritüellerin aşikâr tesiri gözlemlenir. Günümüz koşullarında ise bu özel gün, daha çok bahar karşılaması, umut tazelemesi ve birlik beraberlik duygularını perçinleme maksadıyla yaşatılmaya devam eder.
