Kailash Dağı Neler Gizliyor?
Tibet coğrafyasının en çarpıcı ve anlaşılmaz doğa harikalarından biri olan Kailash Dağı, her yıl on binlerce dini ziyaretçiyi ve maceraperest gezgini kendisine çekmektedir. Bölgenin en yüksek noktası olan bu görkemli zirve, etrafında yer alan Manasarovar ile Rakshas adlı kutsal göller (bir başka deyişle yaşam ve ölüm suları) ile çevrilidir. Henüz hiçbir dağcının zirvesine ulaşamadığı bu eşsiz tepe, hayatınızda en az bir kez kendi gözlerinizle görmeniz gereken bir ihtişama sahiptir.
Tam koordinatları 31.066667, 81.3125 olarak belirlenen Kailash, Tibet Platosu’nun güney kesiminde konumlanır ve Asya kıtasının dört büyük nehir sisteminin su havzalarını birbirinden ayırır. Buzullarından beslenen sular, Langa-Tso Gölü’ne doğru akar. Yüksek çözünürlüklü uydu veya hava fotoğraflarında, sekiz yapraklı bir çiçeği andıran simetrik bir şekle sahip olduğu görülür; haritalarda çevredeki dağ sıralarından çok farklı durmasa da, rakımı onları açık ara geride bırakır.
Dağın kesin yüksekliği, bilim çevrelerinde hala tartışma konusudur ve araştırmacılar bu değerin 6638 ile 6890 metre arasında değiştiğini belirtmektedir. Güney yamacında yer alan iki derin dikey yarık ise, gün batımında oluşan gölgeleriyle gamalı haç siluetini andıran ilginç bir görüntü sunar.
Kailash, Asya’nın kadim mitolojilerinde ve dini literatüründe sıkça anılır ve dört farklı inanç sistemi tarafından kutsal kabul edilir.
Bu zirvenin esrarı, yalnızca akademik çevreleri değil; aynı zamanda mistisizm ve ötesine meraklı olanları, eski uygarlıkların izini süren tarih araştırmacılarını da derinden etkilemektedir. Ortaya atılan teoriler oldukça çarpıcı ve yaratıcıdır. Örneğin:
2000 ve 2002 senelerinde, yetkili makamlardan zorlukla izin alabilen İspanyol ekipleri, dağın eteklerinde kurdukları kampın dışına çıkamazken; 2004’te Rus meraklılar, uygun irtifa teçhizatı olmaksızın tırmanış denemesinde bulunmuş, ancak kötüleşen hava şartları nedeniyle geri dönmek zorunda kalmıştır. Günümüzde ise bu tür girişimler, resmi mercilerce (ONN dahil) yasaklanmış durumdadır.
Pek çok tur şirketi, ziyaretçilere Darchen’den başlayan ve profesyonel rehberler eşliğinde yürütülen kora (kutsal yürüyüş) turları düzenlemektedir. Bu hac yolculuğu yaklaşık üç gün sürer ve en zorlu etabı olan Dolma Geçidi’nin aşılması 5 saati bulabilir. Bu süreçte hacı, toplamda 53 kilometrelik bir mesafe kat eder; 13 turluk tamamlamanın ardından ise kutsal alanın iç çemberine geçiş hakkı kazanılır.
Bu bölgeyi ziyaret etmeyi planlayanların, sadece iyi bir fiziksel kondisyona sahip olmaları değil, aynı zamanda Tibet’e giriş için özel bir grup vizesi edinmeleri gerektiğini unutmamaları gerekir. Bu iznin çıkarılması 2 ila 3 haftalık bir süre alabilir. Çin’in uyguladığı politikalar nedeniyle Kailash’a bağımsız seyahat neredeyse imkansız hale gelmiştir; bireysel vize başvuruları kabul edilmemektedir. Ancak bu durumun bir avantajı da vardır: Grubun kalabalıklaşması, kişi başına düşen tur ve yol masraflarını önemli ölçüde azaltmaktadır.
Bilim insanlarının ve gezginlerin ilgisini çeken pek çok sıra dışı nokta bulunmaktadır. İşte bunlardan biri de Tibet’teki en esrarengiz zirve olan Kailash’tır. Ayrıca, Doğu dinlerinin birçok takipçisi bu coğrafyayı ilahi bir tanrının somutlaşmış hali olarak görmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içindeki bu dağ silsilesiyle bağlantılı ilginç gerçekleri ve gizemli hikayeleri öğrenmek için okumaya devam edin.
Kailash (veya Kang Rinpoche), dünyanın ruhani merkezi ve ibadet odağı olarak kabul edilen efsanevi bir zirvedir. Budizm, Hinduizm, Bon ve Jainizm olmak üzere dört büyük inançta kutsal sayılmaktadır. Dünyanın dört bir yanından gelen hacılar, burada özel bir ayini yerine getirmek için akın etmektedir.
Hint inancına göre burası tanrıların dağıdır; büyük Shiva’nın vaktinin büyük bir kısmını burada geçirdiğine inanılır. Budistler ise bu dağı Buda’nın Samvar formunda yeryüzüne indiği mesken olarak kabul eder. Jainizm’in savunucuları, bu zirvede ilk azizin tüm dünyevi bağlardan ve maddi varlıktan kurtuluşa erdiğini öne sürer. Bon dinine mensup olanlar ise gezegenin hayati enerjisinin bu kutsal dağda toplandığını düşünmektedir.
Kailash, dört ana yöne bakan kenarlarıyla eski Yunan piramitlerini andıran dörtgen bir formdadır. Çevresindeki diğer dağlarla birlikte doğal bir piramitler sistemi oluşturur ve bu yapılar Mısır, Çin piramitleri ile Yonaguni’deki sualtı piramitlerinden çok daha büyük boyutlardadır.
Zirveyi kaplayan kalın kar tabakası, yaz aylarında dahi erimez. Dağın güney cephesindeki çatlaklar ayrı bir gizem konusudur; bunların depremler sonucu oluşmuş olabileceği düşünülse de, sanki bilinçli bir müdahaleyle yaratılmış gibi görünmektedir.
Tibet, olağanüstü mucizelerin yaşandığı bir diyardır. Birçok araştırmacı, Kailash’ın merkezinde çeşitli gizli odaların bulunabileceğini öne sürmektedir. Bunlardan birinde, hayalleri gerçeğe dönüştürdüğüne inanılan efsanevi kara taşın saklı olduğu düşünülüyor. Kristal ise, insanları yücelten ve ruhsal gelişimlerini hızlandıran Kozmik titreşimler yaymaktadır. Mistik inanışlara göre, dağ piramidinin derinliklerinde samadhi halindeki atalar yaşamaktadır. Ayrıca Atlantis döneminden kalma gen havuzunun burada muhafaza edildiği de iddia edilir. Bir başka rivayet ise, İsa, Buda ve Krishna’nın Kailash’taki bir tünel sistemiyle bağlantılı bir mezarda bulunduğu ve dünya için zor zamanlarda uyanacakları yönündedir.
Kailash, tüm gezegenin enerjisinin odaklandığı en büyük merkez olarak tanımlanmaktadır. Bu dağ silsilesinin eşsizliği, çevresindeki olağandışı biçimli yapılarla daha da belirginleşir. Sovyetler döneminde, insanların farklı zaman dilimlerinde hareket etmesini sağlayacağı öne sürülen bir “zaman makinesi” geliştirilmesi üzerinde çalışılmıştır. Rus deha Nikolai Kozarev, “ayna sistemi” olarak bilinen bir düzenek tasarlamıştır.
Bu sistemin temel prensibi, içine yerleştirilen bir kişinin etrafını saran bükülmüş ayna sarmalının fiziksel zamanı yansıtması ve çeşitli radyasyon türlerini odaklayabilmesidir. İlginçtir ki, cihazın içindeki zamanın dışarıya göre çok daha hızlı aktığı gözlemlenmiştir. Yapılan deneylerin ardından projenin durdurulmasına karar verilmiştir; denekler geçmişi, UFO’ları ve daha birçok olağanüstü olguyu görmeye başlamıştır.
Sıradağların kendisi, bu “zaman makinesinin” devasa bir versiyonunu andırmaktadır. Ruhani liderlerin pek çoğu, “zaman sıçraması” adı verilen bir olgunun varlığını doğrulamaktadır. Bir keresinde, araştırmacılardan oluşan bir ekip Kailash çevresinde kutsal bir yürüyüş gerçekleştirmiş ve 12 saatlik bu yolculuğun ardından iki yıl yaşlanmış olduklarını fark etmiştir. Bu durum, bölgedeki yaşam sürecinin çok daha hızlı aktığını akla getirmektedir. Yoga meditasyonları bile burada birkaç gün sürebilmektedir.
Farklı ölçüm teknikleri nedeniyle Kailash’ın kesin yüksekliği halen bilinmemektedir. Pek çok araştırmacı, zirvenin 6666 metre olduğunu iddia etmektedir. Dağdan Kuzey Kutbu’na ve Sutledge anıtına olan mesafelerin eşit olduğu; güneye doğru ise bu mesafenin 13.332 metre (6666*2) olduğu belirtilmektedir. Diğer bilim insanları ise Himalayalar’ın jeolojik olarak genç dağlar olduğunu ve yılda yarım santimetreden fazla büyüyemeyeceğini öne sürerek bu rakamları sorgulamaktadır.
KAILASH DAĞI’NA DAİR 10 GİZEMLİ OLGU VE BULGU
Zirvenin etrafında dönmek, kutsal bir ritüel olarak kabul edilir ve buna kora veya parikrama adı verilir. Bu ayini tamamlayan kişinin özel bir ilahi güce erişeceğine inanılır. Dördüncü Tibet ayının dolunayında, Budist, Jain ve Bon inancına mensup binlerce kişi buraya akın eder. Bu dönüşü 13 kez gerçekleştirenin dünyevi ızdıraplardan sonsuza dek kurtulacağına; 108 kez başaranın ise Buda’nın bilinç seviyesine ulaşabileceğine inanılır. Hacıların çoğu, Manasarovar Gölü yakınlarındaki “Bilinç ve Aydınlanma Gölü”nde arınma ritüeli de gerçekleştirir.
Kora ortalama üç gün sürer ve toplamda 52 kilometrelik bir parkuru kapsar. Yol boyunca, her biri farklı bir enerjiye sahip olduğuna inanılan taşlar bulunur; hacılar bu taşlarda tanrıların ruhlarının ikamet ettiğine inanır. İlk gün hafiflik ve mutluluk hissedilirken, ikinci gün zorlu bir evreye girilir ve ölümün varlığının adeta hissedildiği söylenir. Kimi ziyaretçiler transa girerek kendilerini Kailash’ın zirvesinde hisseder.
Genellikle Budistler ve Jainler, güneşin hareket yönünde yürürken; Bon dininin mensupları her zaman ters istikamette ilerler. Dağcılar arasında, hacı kılığına girerek kora yapan bazı kişilerin zamanla akıllarını yitirdikleri ve daha sonra akıl hastanelerinde hayatlarını kaybettiklerine dair efsaneler anlatılır. Bu kişiler, ritüel sırasında gizlice Kailash’a tırmanmaya çalışmışlardır.
Kailash, Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde, Qinghai-Tibet Platosu’nun güneyinde ve Himalaya dağlarının bir parçası olarak konumlanır. Kutsal nilüfer çiçeğini simgeleyen altı görkemli sırt arasında yer alır. Hinduizm’in takipçileri, dört büyük nehrin (Brahmaputra, Ghaghara, İndus ve Sutlej) bu dağın yamaçlarından doğduğuna ve dünyayı dört bölgeye ayırdığına inanır. Bilim insanları ise bu görüşün hatalı olduğunu, uydu görüntülerine dayanarak buzul sularının yalnızca Sutlej’in aktığı göle ulaştığını belgelemektedir. Bu alan, profesyonel tırmanıcılar için bile neredeyse ulaşılmazdır.
Jeologların resmi bulgularına göre, Kailash 20 bin yıl önce tektonik plakaların hareketi ve çarpışması sonucu okyanus tabanından yükselmiştir. Dağın yaşının beş milyon yıldan fazla olduğu tahmin edilmektedir.
Kutsal dağa ulaşmak için iki ana rota bulunmaktadır: Katmandu veya Lhasa’dan uçakla gidip, ardından otobüsle eteklere ulaşmak. Pek çok kişi, iklim koşullarına kademeli olarak uyum sağlama avantajı nedeniyle Lhasa rotasını tercih etmektedir.
Kailash, kimsenin zirvesine çıkmasına müsaade etmemektedir. Tarih boyunca pek çok tırmanış denemesi yapılmış ancak hiçbiri başarılı olamamıştır. Seferlerin çoğu, cesur dağcıların hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Zirveye ulaşmaya çalışanların önüne adeta güçlü bir hava duvarı çıktığı söylenir. Kadim efsaneler, kutsal dağı fethetmeye kalkışan herkesin öleceğini belirtir; zira dağda ölümlülere yer yoktur.
1985 yılında Alman dağcı Reinhold Messner, Kailash’ı tırmanma isteğini dile getirmiş ve yetkililerden izin almış, ancak son anda bu fikrinden vazgeçmiştir. Söylentilere göre bir rüya görmüştür. 2000 yılında İspanyol dağcılar izin alsa da, büyük bir hacı kalabalığı yollarını kesmiştir. 2004’te Rus bir dağcı ve oğlu zirveye ulaşmayı denemiş, ancak tırmanış sırasında hava koşulları kötüleşmiş ve şiddetli rüzgar onları engellemiştir.
Kailash’ı fethetmeyi başaranlar yalnızca efsanevi şahsiyetlerdir: Bon geleneğinin kurucusu Miwoche ve öğretmen Milarepa.
Tibet Platosu’nun batısında, Nepal sınırına 200 km mesafede bulunan Kailash, ne coğrafi ne de jeolojik olarak Himalaya ana silsilesinin bir parçasıdır. Jeologların resmi açıklamasına göre, okyanus tabanından yükselmiş ve ardından su ile rüzgarın aşındırmasıyla piramidal şeklini almıştır.
Komşu ülkelerdeki tüm topluluklar tarafından binlerce yıldır kutsal sayılan bu dağı, Hindistan’da her Hindu yaşamında en az bir kez görmeyi büyük bir şans olarak addeder. Vedalar’da tüm Himalayalar’ın kutsal ve tanrıların meskeni olduğu yazılıdır; ancak Kailash, Shiva’nın en sevdiği mekandır. Shiva, kötü karmayı yakma ve yanılsamaları yok etme ustası olarak bilinir. Üç çatalından yeryüzüne görünmez göksel ateş akar ve toprak berrak bir enerji akışına dönüşür. Burada meditasyon ve dua ederek uzun yıllar geçiren pek çok yogi ve hakikat arayıcısı olmuştur; hâlâ burada, gözlerinden buzul suyu gibi sevgi ve huzur akan insanlara rastlamak mümkündür.
Budist inancına göre, bu dağın etrafında doğru niyet ve düşüncelerle yürümek, geçmiş yaşamlarda biriken karmayı temizler. Tibetli Budistler, bu dağı Chakrasamvara’nın meskeni olarak görür.
Doğu kozmolojisine göre Kailash, evrenin ekseninin geçtiği, dünya sistemimizin merkezidir. Eski doğu kozmogonileri, dünyanın yaratılışını büyük ölçüde benzer şekilde tasvir eder. Shklovsky’nin çoklu dünyalar teorisi ve Zeldovich’in “pankek” evren modeli, bu kadim Doğu resminin yanında yalnızca özel bir durum olarak kalır. Tonlarca özel bilgi yükü taşımayan soyut düşünceler, imgeler ve benzetmelerle evrenin görkemli tablosunu oluşturur.
İşte eski Hindistan’dan bir kozmogonik efsane: Dünya, en önemlisi Jambudvipa olan yedi adadan oluşur. Adaların ortasında Altın Dağ Meru yükselir. Yerden 84.000 yojana yüksekliğe ulaşır ve 16.000 yojana derinliğe uzanır; üst çapı 16.000 yojana, tabanı 32.000 yojanadır ve bir lotus çiçeğini andırır. En tepesinde Brahma’nın şehri, çevresinde İndra’nın bahçeleri yer alır (Budist kozmolojisinde ise zirvede biçimli ve biçimsiz dünyalar, dağın çevresinde büyük okyanus bulunur). Meru Dağı’nın altında 28 cehennem vardır. Bilgelerin dünyası (Ursa Major) dağın üzerinde, Kutup Yıldızı ise sistemin merkezinde yer alır; azizlerin ve tanrıların dünyaları daha da yukarıda, en tepede ise Ebedi Hakikat Dünyası bulunur. Tüm bu âlemler, su, ateş, hava ve akıl kürelerinin çevrelediği ilahi bir kabukla sarılıdır ve her şeyin kaynağı olan bir maddeyle son bulur. Tüm dünyalar, Meru ve Kutup Yıldızı’ndan geçen bir eksen etrafında döner.
Evrenin ana ekseni olan Meru, Hint tantra metinlerinde de yansıtılır. Mikrokozmosun makrokozmosun yapısına uygun olarak, insan vücudunun omurgasından geçen temel bir ekseni vardır. Dünyalar (çakralar) merkezi enerji kanalına dizilir; enerjinin kademeli olarak doldurulmasıyla kişi, düşük enerjilerden yüksek olanlara doğru ruhsal uyanışa ve azizlerin bilinç durumuna ulaşır. Reenkarnasyon inancına göre ise kişi, dünyevi hayatında ulaştığı enerji ve bilinç seviyesine (hangi çakraya denk geliyorsa) göre sonraki yaşamında o dünyada yeniden doğar. Böylece mitolojik Meru Dağı, Dünya ekseninin sembolü olarak en alçaktan en yükseğe varoluşun tüm katmanlarını içinde barındırır.
Tibet’in kadim dini Bon da Kailash’ı kutsal, yaşamın kaynağı ve mistik Shang Shung ülkesinin merkezi olarak kabul eder. Dik yamaçlarda, farklı öğretilerde çeşitli anlamlar yüklenen gamalı haç sembolünün izleri görülebilir; bu sembol her zaman özel bir öneme sahiptir.
Tüm yerel geleneklerde, bu kutsal alan cehennemî doğuma sebep olan günahlardan arınmayı simgeler. Drolma-La geçidi ise ölümü ve yeni bir yaşama doğuşu temsil eder. Parikrama (Sanskritçe’de “tapınağın etrafında dolaşmak”) yapan herkesin yüzyıllar boyunca kurtuluşa ereceğine ve başına gelebilecek en kötü şeyin insan dünyasında yeniden enkarne olmak olduğuna inanılır. Kailash civarında hacıların kora sırasında uğradığı, büyük öğretmenlerin meditasyon yaptığı güç merkezlerine inşa edilmiş küçük Budist tapınakları bulunur. Bu öğretmenlerin, insanlara ilham vermek ve ruhsal yolu göstermek için bıraktıkları taşlaşmış el ve ayak izleri günümüze kadar ulaşmıştır.
Binlerce yıldır bu bölge en mukaddes mekânlardan biri olarak kabul görmüştür. Budistler, Hindular, Jainler ve Bonpos’tan oluşan yüz binlerce hacı, her yıl bu tapınağın etrafında kora yapmak için gelir. Ne yüzlerce kilometrelik mesafe, ne zorlu hava koşulları, ne de Çin-Hindistan arasındaki siyasi gerilimler onları bu kutsal görevden alıkoyabilmektedir.
