Araştırma, Pazarlama

Kemal Hoca’nın Saçmalama Atölyesi

Atölyenin işleyişi göründüğü kadar kaotik değildir. Kemal Hoca, seanslara basit bir soruyla başlar: “Bugün hangi saçma şeyi ciddiye almak istiyorsunuz?” Katılımcılar önce tereddüt eder, sonra birbirlerinin gözlerinin içine bakarak gülümsemeye başlar. Bir öğrenci “Ya ayakkabı bağcıkları aslında küçük yılanlarsa?” diye sorar. Bir diğeri “Müdürümüzün bıyığı, okulun gizli kamerası olabilir mi?” diye ekler. Her cümle bir öncekinden daha “anlamsız” görünse de, atölyenin sihirli yanı burada başlar

Zihin serbest kaldığında, beklenmedik bağlantılar kurmaya başlar. “Ayakkabı bağcığı yılan” fikri, bir başka katılımcıda “Peki ya günlük hayatta kullandığımız hangi nesneler aslında canlı?” sorusunu doğurur. “Kalemler tırtıl, silgiler ise onların pupa hali olabilir mi?” Bu zincirleme düşünce, yaratıcılığın tam kalbine dokunur. Nörobilim bize, beynin en verimli anlarının “varsayılan mod ağı” olarak adlandırılan, zihnin serbest çağrışım yaptığı durumlarda gerçekleştiğini söyler. Kemal Hoca’nın atölyesi, işte bu sinirsel ağı kasıtlı olarak harekete geçiren bir laboratuvardır

Ancak herkes bu yöntemi onaylamaz. Atölyenin karşısındaki odada, “Ciddi Düşünce Akademisi”nden Profesör Rasyonel, her seans sonunda duyulacak şekilde konuşur: “Saçmalamak, zihinsel bir disiplin değil, tamamen başıboşluktur! Gerçek yaratıcılık, mantığın ve mantığın sınırları içinde ortaya çıkar.” Çatışma işte burada zirveye ulaşır: Zihni özgür bırakmak mı, yoksa disipline etmek mi? Kemal Hoca’nın atölyesinde bir öğrenci, “Peki ya mantığın kendisi de bir saçmalıksa?” diye sorduğunda, koridorlarda gerilim yükselir

Profesör Rasyonel, somut bir örnekle karşı çıkar: “Bilim, saçmalıktan değil, hipotezlerin sistematik olarak test edilmesinden doğar.” Kemal Hoca ise gülümser: “Einstein’in ışık hızında giden bir trenin üzerinde duran bir adamın saate baktığını hayal etmesi, döneminin bilim çevrelerinde saçma bulunmaz mıydı?” İki zihniyet arasındaki bu gerilim, atölyenin tam da ihtiyacı olan şeydir: Saçmalama eyleminin kendisini savunma zorunluluğu

Çatışmanın en yoğun anında, Kemal Hoca tüm katılımcıları bir halka oluşturmaya davet eder. “Şimdi,” der, “hep birlikte, aynı anda, aklımıza gelen en saçma şeyi bağıracağız.” İlk başta kimse ses çıkarmaz. Sonra bir fısıltı, ardından bir çığlık… Ve bir anda oda, anlam ve anlamsızlığın iç içe geçtiği bir kakofoniye dönüşür. “Muzlar cumhurbaşkanı seçilmeli!” “Yağmur damlaları aslında meleklerin teri!” “Klozetler zaman makinesi!”

Gürültü dinerken, Kemal Hoca sessizce sorar: “Şimdi, bu saçmalıklardan hangisi yarın bir filme, bir romana, bir bilimsel teoriye dönüşmeyecek?” Odada derin bir sessizlik olur. Profesör Rasyonel kapı aralığından izlemektedir. Kemal Hoca devam eder: “Saçmalık, henüz bir anlam yüklenmemiş potansiyeldir. Korkmadan saçmalayabilen zihin, korkmadan düşünebilen zihindir. Ve korkmadan düşünebilen zihin, dünyayı değiştirecek olan zihindir.”

Kemal Hoca’nın Saçmalama Atölyesi, altı haftalık bir deney olarak başladı, ancak katılımcıların talebiyle kalıcı bir programa dönüştü. Profesör Rasyonel ile Kemal Hoca arasında bir uzlaşı doğdu: Disiplinli düşünce ile özgür çağrışım, birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. Atölyenin son oturumunda Kemal Hoca şunları söyler: “Saçmalamak, zihnin kaslarını ısıtmaktır. Ciddi düşünmek ise o kasları kullanarak ağırlık kaldırmaktır. İkisi de olmadan gerçek yaratıcılığa ulaşamayız.”

Sonuç olarak, saçmalama eylemi bir kaçış değil, bir keşiftir. Zihnimizin en kuytu köşelerinde sakladığımız, ‘bu çok aptalca’ diye bastırdığımız fikirler, aslında en özgün benliğimizin haritalarıdır. Kemal Hoca’nın atölyesi, katılımcılara bir şeyi öğretir: Her büyük fikir, bir zamanlar birilerine saçma gelmiştir. Ve belki de medeniyet dediğimiz şey, bir avuç insanın ‘saçma’ bulunan şeyleri denemeye cesaret etmesiyle inşa edilmiştir. Öyleyse, bugün hangi saçma şeyi denemeye cesaret edeceksiniz?