Araştırma

7 Temel İsraf Hangileridir?

Öncelikle Toyota Üretim Sisteminden türetilen bir yönetim felsefesi olan yalın üretim sistemi içinde “Muda” adı verilen israfları ortadan kaldırmaya odaklanır.

Aşırı insan hareketinin israfları da dahil olmak üzere birçok israf türünü hesaba katar ve üretimin her adımını maliyeti azaltan ve toplam geliri artıran bütüncül ve verimli bir sürece entegre etmeyi amaçlar.

İsraf Yalın Üretim’de “7 Temel İsraf” olarak tanımlanmıştır:

  1. Hatalı Üretim
  2. Fazla Üretim
  3. Aşırı Stok
  4. Bekleme
  5. Gereksiz Taşıma
  6. Gereksiz İşler
  7. Gereksiz Hareketler

İşletmelerin Ortadan Kaldırması Gereken Muda’nın 7 İsrafı Nedir?

  • Fazla üretim: Gerekenden fazlasını üretmek.
  • Bekleme (Zaman Kaybı): Materyalleri, talimatları veya süreçleri beklemek.
  • Taşıma: Ürünlerin, malzemelerin veya insanların gereksiz yere taşınması.
  • Fazla İşlem: Çok fazla işlem süresi veya kaynağı kullanmak.
  • Envanter: Elinizde çok fazla envanter olması.
  • Hareket: İnsanların veya ekipmanın aşırı hareketi.
  • Kusurlu Ürün: Hata yapmak veya müşteri gereksinimlerini karşılamayan ürünler üretmek.

1. Fazla Üretim İsrafı

Fazla üretim, hemen ihtiyaç duyulmayan öğelerin savurgan üretimini ifade eder. Daha verimli olmak için savurgan uygulamaları azaltmayı veya ortadan kaldırmayı amaçlayan bir iş felsefesi olan Yalın üretim sisteminden bir kavramdır. İhtiyaçtan fazlasını üretmek, gerektiğinden daha hızlı üretim yapmak ve aşırı envanter tutmak fazla üretime sebep olur.

Tam zamanında üretim yapmak, eldeki envanter ve hammadde miktarını en aza indirerek verimliliği artırır. Bu sayede, üretim taleple doğru orantıda gerçekleşir ve üretilen fazla stok miktarı azalır. Ayrıca talep analizi yaparak ve kalite kontrolünü iyileştirerek fazla ve kusurlu üretim miktarını azaltmak mümkündür.

2. Bekleme ( Zaman Kaybı) İsrafı

Bekleme, üretimdeki gecikmeler nedeniyle boşa harcanan zamanı ifade eder. Makineler tam kapasitede çalışmadığında, süreçler verimsiz olduğunda veya kaynaklar düzgün yönetilmediğinde zaman kaybı ortaya çıkar. Şirketler bu gecikme kaynaklarını ortadan kaldırarak maliyetleri azaltma ve verimliliği artırma fırsatı elde eder.

Otomasyon kullanarak normalde çok fazla manuel girdi veya çaba gerektiren görevleri otomatikleştirme imkanınız olur. Görevleri otomatikleştirmek, bekleme sürelerini azaltır ve verimliliği artırır. Ayrıca, mevcut süreçleri düzene koymak uygulanması gereken her şeyi adım adım belir. Bu, karmaşıklığı ortadan kaldırarak zaman kaybının önüne geçer.

3. Taşıma İsrafı

Ürünlerin gereksiz yere taşınması Muda’nın 7 israfındandır. Taşıma, ürüne herhangi bir değer katmadığı ve gereksiz kaynak kullanımı olduğu için bir israf olarak kabul edilir. Ürünlerin gereksiz yere taşınması, verimsiz süreçler veya planlama eksikliğinden kaynaklanır. Bu tür atıklar, süreçleri optimize etmek ve gereken nakliye miktarını azaltmak için daha iyi planlama yaparak önlenebilir.

4. Fazla İşleme İsrafı

Fazla işleme, değer katmayan bir faaliyete çok fazla çaba sarf edilmesidir. Bu, gereksiz süreçleri, gereksiz testleri, aşırı tasarımı veya doğrudan müşteriye yardımcı olmayan diğer faaliyetleri içerir. Aşırı işleme zaman, para ve kaynak israfına neden olur. Bu, kalitesiz ürün veya hizmetlerin ortaya çıkmasına neden olur. Ayrıca artan maliyetlere, daha uzun tedarik sürelerine ve müşteri memnuniyetinin azalmasına neden olur.

Sürece değer katmayan ve gereksiz olan tüm adımları belirleyip ortadan kaldırmak, fazla işlemenin önüne geçer. Ayrıca, süreçleri düzenli olarak değerlendirmek, fazla işlem yapılan alanların belirlenmesine ve bunların ortadan kaldırılmasına yardımcı olur.

5. Envanter İsrafı

Eldeki fazla stok kullanılmadığında veya satılmadığında, envanter israfı olarak adlandırılır. Bu israf, stok miktarı mevcut talebi aştığında meydana gelir ve stokun taşınmamasına veya satılmamasına neden olur. Bunu önlemek için, işletmeler stok seviyelerini takip etmeli ve fazla veya eksik stok yapmamalarını sağlamak için siparişlerini buna göre ayarlamalıdır. Ayrıca işletmeler, stok seviyelerini daha iyi takip etmelerine ve daha verimli sipariş vermelerine yardımcı olabilecek envanter yönetimi çözümlerini de araştırmalıdır.

6. Hareket İsrafı

Hareket israfı, üretilen ürün veya hizmete değer katmayan her türlü eylem veya süreci kapsar. Bilgi toplamak için verimsiz süreçler, montaj veya paketleme için gereksiz hareket ve malzemelerin aşırı kullanımı, hareket israfına örnektir. Bu tür savurgan faaliyetler, üretim sürecine yalnızca zaman ve maliyet eklemekle kalmaz, aynı zamanda çalışanların aşırı yorulmasına da sebep olmaktadır.

7. Kusurlu Ürün İsrafı

Kusurlu ürün israfı, etkin bir kalite kontrol süreci uygulanarak azaltılabilir. Bu süreç, ürünlerin üretimin farklı aşamalarında test edilmesinin yanı sıra nihai ürünün sevk edilmeden önce muayene ve test edilmesini içerir. İşletmeler, tüm ürünlerin gerekli kalite standartlarını karşılamasını sağlayarak, üretilen kusurlu ürün miktarını ve nihayetinde bunlardan kaynaklanan atık miktarını azaltabilir. Ayrıca, işletmeler kusurlu ürünlerden kaynaklanan israfı daha da azaltmak için otomasyona ve robotiklere yatırım yapmayı tercih edebilir.


Araştırma

Kai Zen – Kaizen Nedir?

Kaizen nedir? Japoncadaki “kai” değişim ve “zen” daha iyi anlamına gelen kelimelerden oluşup, sürekli iyileştirme anlamına gelmektedir. Amacı üretimdeki süreci küçük ama sürekli değişikler ile daha iyi hale getirmektir. Sonuçların daha iyi olabilmesi, proseslerin iyileştirilmesine bağlı olduğu için kaizen, üretimde prosesine öncelik tanıyan bir yöntem kaizen nedir sorusunun cevabıdır.

Kaizen nedir? Sağduyu, öz disiplin, düzen ve ekonomiye dayalı bir etkinlik organizasyonu olan bir yaklaşımdır. Kaizen tekniği, yalın üretimdeki yalın üretim süreci modelinin güçlü bir katkısı ve temel bir parçasıdır.

Kaizen Nedir? Tüm iş fonksiyonlarını veya süreçlerini sürekli olarak geliştiren ve CEO’dan, montaj hattı çalışanlarına kadar her çalışanı içeren her türlü aktiviteyi ifade eder. Endüstriyel veya iş geliştirme tekniklerini “kaizen” kelimesi ile etiketlemek Japonya’da yaygın bir uygulamadır.

Kaizen tekniği sonuçlara ulaşmada daha hızlı alternatif olmadığından başlıca öncelik, üretim sürecine verilir. Bu odağın nedeni, kusurlu işlemlerin potansiyel olarak hedefe ulaşılmasına yol açamamasıdır. İlgili bir kaizen görevi, ürünleri piyasaya sürmek yerine organizasyon içindeki süreçleri iyileştirerek pazarın bir parçası olmaktır. Kaizen‘deki en önemli görevlerden biri, bir kurumdaki çalışma kalitesini yerinde kalite uygulayarak geliştirmektir.

Kaizen tekniği artık öneri sistemleri, otomasyon, küçük grup aktiviteleri, Kanban sistemi, tam zamanında, sıfır hata, toplam üretken bakım, yerinde kalite vb. Dahil olmak üzere diğer kalite geliştirme yöntemleri için temel bir modeldir.

Kaizen; teknik araçların, üretimde harcanan zamanın ve maliyetin yavaş ancak sürekli iyileştirilmesi ile gerçekleştirilir. Burada amaç sonuçlardan çok sürecin iyileştirilmesidir. Bu sayede kısa vadede sonuçlarda iyileşme, uzun vadede ise gelişme elde edilir. Kaizen ‘de insan unsurunun diğer üretim süreçlerine göre ayrı bir önemi vardır. Bu sebeple öncelik takım çalışmasının işleyişidir.

Bu süreçte üretim ve yönetimde çalışanların tamamının sürece ortak olmaları beklenir. Yeni fikirleri sadece çekirdek takımdan beklemektense, sorunlarla doğrudan temasta olan ve bunları fark edebilen üretimdeki insanları da bu sürece dahil etmek öncelikli hedeftir. Bu sebeple süreçte çalışan her birey Kaizen ‘den sorumlu ve onun bir parçasıdır. Her kademede çalışanların fikirleri öğrenilir ve bu fikirler sürece yön veren veriler olarak kullanılır.

Sorunları çözüm aşamasında, farklı görevleri bulunan ekipleri oluşturarak sorunların kök sebebinin çözüm bulunması hedeflenir. Burada amaç geçici çözümlerden çok kalıcı çözümlerle sürecin devamlılığını sağlamaktır. Büyük buluşları küçük adımlar ile iyileştirerek geliştirmek Kaizen ‘in temelinde yatan düşüncedir. Batıda ilerleme büyük buluşlar ve yatırımlarla gerçekleştiği halde Japonya‘da bu buluşların küçük iyileştirmeler ile daha verimli hale getirilmesi ve ileriye götürülmesi ile olmuştur. Nagazaki ve Hiroşima‘ya atılan atom bombalarından sonra kısa sürede Japonya‘nın bugünkü durumuna gelmesinin temelinde bu kalite ve iyileştirme mantığı yatmaktadır.

Yenilik ile Kaizen birbirini tamamlayan ve gelişimin anahtarı olan unsurlar olmasına rağmen birbirinden farklı kavramlardır. Yenilik, var olan sistemin yerine yenisinin getirilmesi, yani köklü değişikliler ile olur. Kaizen ise mevcut sistemin daha iyi işlemesi için sistem üzerinde yapılan küçük değişikliklerdir. Yenilikler; büyük yatırımlar, yeni teknolojiler ile kısa vadede gelişmeyi sağlarken, Kaizen küçük yatırımlar ve küçük adımlar ile bu yenilikleri daha verimli hale getirip sürekliliğini sağlamaktadır. Kısaca Kaizen yeniliklerin tamamlayıcısıdır.

Kaizen; izlenen yol, konu ve süre farklılıklarına göre iki kısma ayrılırlar. Bunların ilki birey öncelikli çalışmalardan oluşan Kaizen, diğeri ise ekip çalışmasına dayalı Kobetsu Kaizen‘dir. Kobetsu Kaizen‘de şirketlerdeki büyük kayıpların azaltılmasına yönelik maliyeti düşük getirisi yüksek olan iyileştirmeler hedeflenir. PUKÖ döngüsünün “planla, uygula, kontrol et, önlem al” bu süreçlerde önemi büyüktür.

Planlama adımında kaynaklar tanımlanır ve hedef belirlenir sürecin yol haritası çizilir. Kaizen mevcut sistemde var olan sorunları bir engelden çok gelişimin devamlılığı için gerekli görür ve bunların giderilmesi için küçük değişiklikler yapar. Yapılan bu küçük değişiklikler ile üretim maliyetlerinde büyük azalmalar meydana gelir. Vereceğimiz örnek bu durumu daha net açıklayacaktır.

Kaizen Nedir? Tarihçesi

Kaizen‘in tarihi, Toyota‘nın üretim sürecinde kalite çemberlerini ilk kez uyguladığı II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlar. Bu kısmen ülkeyi ziyaret eden Amerikan iş ve kalite yönetimi öğretmenlerinden etkilenmiştir.

Kalite çemberi, işle ilgili sorunları tanımlamak, analiz etmek ve çözmek için düzenli olarak bir araya gelen aynı veya benzer işi yapan bir çalışanlar grubudur. Bu devrimci konsept, 1950’lerde Japonya‘da çok popüler oldu ve Kaizen grupları ve benzer işçi katılım programları şeklinde var olmaya devam ediyor. Kaizen terimi, Masaaki Imai‘nin çalışmaları ile dünya çapında ün kazanmıştır.

Masaaki Imai (1930 doğumlu), özellikle Kaizen‘de kalite yönetimi konusundaki çalışmaları ile tanınan bir Japon örgütsel teorisyen ve yönetim danışmanıdır. 1985 yılında batılı firmalara Kaizen kavramlarını, sistemlerini ve araçlarını tanıtmaları için Kaizen Enstitüsü Danışma Grubu’nu (KICG) kurdu. Şu anda, Kaizen Enstitüsü ekibi, dünya çapındaki neredeyse tüm iş sektörlerinde yalın metodoloji ve kaizen eğitim kurslarını uyguladı.

Kaizen Nedir? Prensipleri Nelerdir?

Mutlak müşteri memnuniyetini sürekli sağlamak için “Kalite – Maliyet – Teslimat Performansı” konularında “İş Güvenliği – Kalite – Verimlilik” konularında taviz vermeden en iyi olmaktır.

  • Kalite ve iş güvenliği her zaman en önde gelmelidir.
  • Daima bilimsel verilerle konuşulmalıdır.
  • Yerinde gözlem ile problem doğru tespit edilmelidir.
  • Sorunun kök nedenlerine inilmelidir.
  • Bir sonraki işlem bizim müşterimizdir.
  • PUKÖ Çevrimi’nin evreleri eksiksiz uygulanmalıdır.

Kaizen faaliyetlerinde, çalışanların tümü rol almalıdır.

Kaizen faaliyetlerinin başarı ölçümü:

  • Katılımın yaygınlığı
  • Yapılan Kaizen’lerin sayısı
  • Birimlere dağılımı
  • Elde edilen fayda
  • Araçların doğru kullanımı
  • Sürdürülebilirlik
  • Başarının paylaşılması

Kaizen Nedir? Faydaları Nelerdir?

  • Değer yaratmayan işleri ortadan kaldırır.
  • Iskarta, kirlilik ve tehlikeli çevresel israfları azaltır.
  • Daha az enerji, su ve ham madde tüketerek tasarruf sağlar.
  • Çalışma şartlarını iyileştirir.
  • Bireysel gelişimi ve takım çalışmasını sağlayarak çalışanlar arasındaki iletişimi arttırır.
  • Yöneticilerin görev ve sorumluluklarını, çalışma şeklini geliştirir.
  • Maliyet odaklı düşünerek problem çözme yeteneğinin gelişmesine katkı sağlar.

Kaizen Konuları

  • Muda: Yapılan işe katma değeri olmayıp, yalnızca maliyeti arttıran unsurlardır
  • Muri: Makine, ekipman ve insanların kapasitelerine aşırı yüklenmedir.
  • Mura: Üretim planlaması ve üretim miktarının düzenli olmadığı, geçici olarak yükselip alçalarak dalgalanmaların oluşmasıdır.

Kaizen Nedir? Nasıl Uygulanır? (Uygulama Planı)

  1. Konu Seçimi
    1. Kayıp yapısının incelenmesi sonucu,
    2. Değer akış haritalarından,
    3. Acil bir problemi gidermek üzere
    4. Öncelikle üzerine gidilmesi gereken konular araştırılır.
    5. Etkisi ve kazanımı önemli olanlar belirlenir.
  2. Hedef Belirleme
    1. Bizi tatmin edecek hedef sayısal olarak tespit edilir.
    2. Hedefler SMART olmalıdır:
  3. Ekibin Oluşturulması
    1. Hiyerarşik değil (Ekip Üyesi)
    2. Konuya yönelik kişisel becerilere göre (Ekip Üyesi)
    3. Ekip üyelerini sevk ve idare edebilecek (Ekip Lideri)
    4. Motivasyonu yüksek bir üye (Ekip Lideri)
  4. Mevcut Durum Tespiti
    1. Verilere dayanmalı
    2. Spesifik olmalı
    3. Çözümleri içermemelidir
  5. Proje Planı
  6. Kök Neden Analizi
    1. Balık Kılçığı
    2. Neden Neden Analizi
  7. Çözümlerin Uygulanması
  8. Hedef – Sonuç Kontrolü
    1. Geliştirme faaliyetinin sonuçlarına bakar.
    2. Sonuçları “hedef” değerleri ile karşılaştırır.
    3. Kazançları tespit eder.
    4. Kutsal üçlünün bozulmadığını ispat eder. (Kalite, İş güvenliği, Üretkenlik)
  9. Standartlaşma
    1. Bakım talimatına işleme
    2. İş tanımına ilave etme
    3. Kalite Güvence talimatına ekleme
    4. Prosedürü kalıcı olarak değiştirme ve uygulama
  10. Yaygınlaştırma
    1. Başarınızı herkese ilan edin; sunuş yapın.
    2. Çalışmalarınızdan çıkardığınız dersleri listeleyin.
    3. Bulgularınızı herkesle paylaşın.
    4. Ekip dışında kalmış arkadaşlarınızı yeni yöntemler konusunda eğitin.
    5. Aynı geliştirmenin iş yerinin diğer noktalarında da yapılabilmesi hususunda yol gösterici olun.

Araştırma

Head & Shoulders Marka Hikayesi Var mı?

1950’lerde saç bakım ürünlerinin çeşitliliği artsa da kepek hâlâ çözüm bekleyen yaygın bir problemdi. Tüketiciler, “şampuanlar güzel kokuyor ama işe yaramıyor” diyordu. Procter & Gamble bu durumu yalnızca ürün memnuniyetsizliği olarak değerlendirmedi; uzun vadeli bir araştırma süreci başlattı.

Yaklaşık 10 yıl süren laboratuvar çalışmaları sonucunda, kepeğe neden olan mikroorganizmalara karşı geliştirilen Pyrithione Zinc adlı aktif bileşen ortaya kondu. Bu formül, yalnızca kimyasal bir yenilik değil, aynı zamanda bir ürün kategorisinin yeniden tanımlanması anlamına geliyordu. 1961 yılında bu içerikle formüle edilen Head & Shoulders, piyasaya sunuldu.

O dönem saç modasında hacimli topuzlar, yoğun sprey kullanımı ve şekillendirme trendleri öne çıkıyordu. Zaman içinde bu görünümler değişti, ancak markanın formül yaklaşımı ve vaadi uzun süre sabit kaldı. 2010’lu yıllarda yapılan açıklamalarda, formülün temel bileşeninin hâlâ Pyrithione Zinc olduğu belirtilmişti.

Ürünün tanıtımı da dönemine göre farklı bir çizgide ilerledi. “Hızlı etki”, “garanti sonuç” gibi iddialar yerine, laboratuvar temelli, teknik bir anlatım tercih edildi. Bu yaklaşım ürünü yalnızca rafa değil, zamanla akılda kalan bir konuma ulaştı.

Head & Shoulders’ın yolculuğu sadece formülle değil, pazar stratejisiyle de sürdü. 1988 yılında, o dönem uluslararası markalar için sınırlı erişime açık olan Çin pazarına giriş yaptı. Bu hamle, marka açısından yalnızca coğrafi bir genişleme değil; farklı tüketici alışkanlıkları ve kültürel dinamiklere uyum sağlama becerisi açısından da dikkat çekiciydi.

Bugün hâlâ farklı pazarlarda varlığını sürdüren bu ürün, tek başına bir şampuan olarak değil; tüketici içgörüsü, araştırma sabrı ve stratejik adımların birleşiminden doğan bir marka örneği olarak değerlendirilebilir.

Yorum:
Head & Shoulders, “kepek” gibi basit görünen bir sorunu, pazarlama kampanyalarıyla değil; uzun vadeli araştırma ve dikkatli yayılım stratejisiyle ele aldı. Bu örnek, günümüz markalarına yalnızca hızlı sonuç aramak yerine, sistemli biçimde inşa edilen değerin nasıl daha kalıcı olabileceğini hatırlatıyor.

Araştırma

Türk Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü için Tarihi bir Fırsat mı?

Trump’ın açıkladığı yeni gümrük vergileriyle dünya ticaretinde yepyeni bir dönem başlıyor. Çin (%54), Vietnam (%46), Kamboçya (%49), Bangladeş (%37), Hindistan (%26) gibi Asya’nın üretim devleri yüksek tarifelerle karşı karşıya. Buna karşın Türkiye, ABD ile ticaretinde %10’luk en düşük baz tarifeye tabi olacak. Üstelik ABD, 2024’te 13,4 milyar $ ile Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ikinci ülke.

Bu tablo, özellikle tekstil ve hazır giyim sektörü için tarihi bir rekabet avantajı anlamına gelebilir. ABD’nin ithalatında hâkim olan Asyalı rakiplerin maliyet baskısıyla karşılaşması, Türk ürünlerini daha rekabetçi kılabilir. Özellikle orta-yüksek segmentte hızlı ve kaliteli üretim kapasitesiyle Türkiye öne çıkabilir.

Ancak her fırsat kendi içinde bazı riskler de barındırıyor:
– AB merkezli moda markaları, ABD’ye ihracatta zorlanırsa, Türkiye’den aldıkları tekstil hammaddesi ve hazır ürün talebinde düşüş yaşanabilir.
– ABD’de pazar kaybeden Çin ve Vietnam gibi ülkeler, Avrupa ve Orta Doğu gibi pazarlara daha agresif yönelerek, Türkiye’nin bu bölgelerdeki rekabet gücünü zorlayabilir.
– Türkiye’nin görece yüksek işçilik maliyetleri ve ABD’ye uzaklığı, düşük fiyatlı segmentlerde rekabeti sınırlayabilir.

Sonuç olarak, Türk tekstil ve hazır giyim sektörü için bu dönem; risklerin dikkatle yönetildiği, fırsatların ise hızlı stratejik adımlarla değerlendirildiği bir kırılma noktası olabilir. Özellikle lüks ve premium segmentte, kaliteye dayalı ihracatın önünün açık olduğu bir döneme giriyor olabiliriz.


Araştırma

Ölü At Teorisi Nedir?

Kızılderililere ait bir sözmuş bu ölü at teorisi. Diyor ki;

“Ölü bir ata bindiğinizi keşfettiğinizde, en iyi strateji attan inmektir.”

Başarısız bir durumda, o başarısızlığı ne kadar hızlı kabul edersen başarı ihtimaline o kadar yaklaşırsın. Günümüzde kurumsal iş hayatında ve siyasette ise bu süreç olabildiğince uzatılır.

Şirkette kimse atın ölü olduğu gerçeğine dokunmadan alternatif çözüm fikri kalabalıkları üretir.

Peki, (çeşitli gerekçelerle) attan hemen inemeyenler ne yaparlar?

  • Daha güçlü bir kırbaç satın alırlar.
  • Sürücüleri değiştirmeyi düşünürler.
  • Atı ölümle tehdit ederler.
  • Atın incelenmesi için bir komite oluştururlar.
  • Başkalarının ölü atlara nasıl bindiğini görmek için başka ülkelere inceleme gezileri düzenlerler.
  • Yaşama standartlarına ölü atların da dahil edilebilmesi için standartları düşürürler.
  • Ölen atın ‘yaşayan engelli’ olarak yeniden sınıflandırılmasını sağlarlar.
  • Atlardan beklenen performans kriterlerini yeniden yazılmasını önerirler.
  • Ölü atı sürmeye razı olacak şekilde dışarıdan taşeron kiralarlar.
  • Hızı arttırmak için birden fazla ölü atı bir araya koşumlarlar.
  • Ek fon sağlanırsa ölen atın performansını artırabileceklerini söylerler.
  • Ölü at güzellemesi yaparlar. Ölü atın beslenmesine gerek olmadığı için daha az maliyetli olduğunu ve bu nedenle ekonominin karlılığına diğer bazı atlardan çok daha fazla katkıda bulunduğunu beyan ederler.

Peki, Yazılım Projelerindeki Ölü Atlar?

Google+ (2011-2019)

  • Hedef: Facebook’a rakip olacak bir sosyal medya platformu oluşturmaktı.
  • Sorunlar: Rekabetçi bir pazarda geç kaldığını kabul edemediler. Kullanıcı ilgisi düşük kaldı, Facebook’un zirveye tırmandığı dönemde bir türlü tutunamadı.
  • Atın ölü olduğunu söyleyemedikçe; Kullanıcıları zorla platforma çekmek için YouTube yorum sistemini Google+ hesaplarına bağladılar ama bu kullanıcılar arasında büyük tepkiye yol açtı. Çeşitli güncellemelerle ürünü “yeniden keşfetmeye” çalışmak ama temel sorun görülemedi.

Google+, yaklaşık 8 yıl boyunca Google’ın kaynaklarını tüketti. 2018’de platform, güvenlik açıklarının ve düşük kullanıcı etkileşiminin bir sonucu olarak kapatıldı. Güvenlik sorunları, özellikle 500 bin kullanıcıyı etkileyen bir veri ihlali, kapanış kararını hızlandırdı.

Amazon Fire Phone (2014)

  • Hedef: Apple ve Samsung gibi devlerin hakimiyetinde olan akıllı telefon pazarına girerek yenilikçi bir cihaz sunmaktı.
  • Sorunlar: Ürün fiyatları çok yüksekti, uygulama desteği eksikti, performansı vasat ve işletim sistemi farklı bu cihaz kullanıcıları cezbetmedi.
  • Atın ölü olduğunu söyleyemedikçe; “3D Görüntüleme” gibi gereksiz özellikleri öne çıkarıp kullanıcıların ilgisini çekmeye çalıştılar. Telefona bağlı özel uygulama deneyimi yaratma çabasıyla Amazon ekosistemine bağımlılığı artırdılar.

Fire Phone, Amazon’a 170 milyon dolardan fazla zarar ettirdi ve piyasada sadece bir yıl kalabildi. 2015 yılında cihazın üretimi tamamen durduruldu.

Microsoft Zune (2006-2012)

  • Hedef: iPod’un karşısına güçlü bir rakip çıkararak taşınabilir müzik çalar pazarında liderlik kazanmaktı.
  • Sorunlar: Pazar zaten iPod’un kontrolündeydi, Zune’in tasarımı ve özellikleri farklılık yaratmadı, kullanıcı deneyimi zayıftı.
  • Atın ölü olduğunu söyleyemedikçe; Yeni yazılım güncellemeleri ve renkli cihaz seçenekleriyle kullanıcılara “yenilik” sunmaya çalışma.”Sosyal Zune” gibi, kullanıcıların müzik paylaşımına odaklanan işlevler geliştirdiler ama hiçbirisi kullanıcıyı çekemedi.

Google Glass (2013-2015)

  • Hedef: Giyilebilir teknoloji pazarında devrim yaratarak, artırılmış gerçeklik gözlükleriyle kullanıcıların günlük yaşamlarını zenginleştirmekti.
  • Sorunlar: Ürünün fiyatı yüksekti, kullanıcıların gizlilik endişelerini gideremiyordu. Pil ömrü sınırlı ve işlevleri kısıtlıydı.
  • Atın ölü olduğunu söyleyemedikçe; Ürünü kurumsal ve endüstriyel kullanıma yönlendirmeye çalıştıar, geliştirici topluluklarını yeni uygulamalar geliştirmeye teşvik etmeyi çabaladılar.

Küçük Şirketlerde Ölü At Teorisi

Bu sadece dev şirketler için değil, küçük girişimler için de önemli bir problem. Hatta çok daha önemli.

Neticede, büyük şirketlerde bir nakit akışı var ama küçük şirketlerde bunu söyleyememek belki de önemli bir sermayenin erimesine neden olur, hatta tekrar deneme fırsatı bile bulamayacak duruma gelebilir.

En Yakın Dönüş Noktası Neresi?

Atın ölü olduğunu kabul etmek için en yakın dönüş noktası, net başarı kriterleri, düzenli analizler ve bilişsel yanılgılardan kaçınma becerisiyle belirlenebilir.

Veriye dayalı, nesnel ve stratejik bir yaklaşım benimsemek, projelerin gereksiz yere sürdürülmesini önleyerek kaynakları daha verimli kullanmanızı sağlar.


Araştırma

RPA Nedir?

RPA ( Robotic Process Automation )  yazılım robotlarının,  bir çalışanı taklit ederek önceden tanımlanmış pek çok görevi yapmasını sağlayan yeni bir teknolojidir. Bu robotlar sizin yerinize e-postalarınızı kontrol edebilir, fatura tutarı doğrulaması yaparak fatura kesebilir, izin verilen uygulamalara girerek görevlerini hatasız bir şekilde tamamlayıp sistemden çıkış yaparak bu ve benzeri süreçlerinizin otomatikleşmesini mümkün kılar. RPA’nın en önemli özelliklerinden biri de, herhangi bir sistem yenilemesi ya da BT alt yapı değişikliği gerektirmemesidir.  Mevcut alt yapınıza ya da sisteminize kolaylıkla entegre edilebilen Robotik Süreç Otomasyonu, işletmenizin verimliliğini artırmanızda önemli bir rol oynarken, maliyetlerinizi daha rahat kontrol edebilmenize olanak sağlar.

İnsan kaynağınızı daha verimli kullanmanızı sağlar 

H​​​​​​erhangi bir sistem ya da BT alt yapısı değişikliği gerektirmez

Operasyonel iş yükünüzün azalmasını sağlar 


1. Robotik Süreç Otomasyonunun uygulama alanları nelerdir?

•    Sanayi ve Üretim
•    Bankacılık ve Finans
•    Sigortacılık
•    E-Ticaret
•    Telekomünikasyon ve Teknoloji
•    Enerji ve Kamu
•    Müşteri Hizmetleri

2. Robotik Süreç Otomasyonu Nasıl Çalışır?

RPA üç farklı elementten oluşur. Bunlar geliştirici araçlarrobot denetleyicisi ve yazılım robotlarıdır. Geliştirici araçları işleri tanımlamak için kullanılır.Talimatları robotlar yerine getireceğinden tanımlamaların oldukça detaylı ve açıklayıcı olması gerekmektedir. Robot denetleyicilerin temel görevi kullanıcılara uygun rol ve izinler atamak ve robotlar için gerekli bilgileri barındırarak, gerektiği zamanda robotlara özel kodlar ile bu bilgileri iletmektir.Yazılım robotları kendisine verilen talimatları yerine getirir ve direkt olarak iş uygulamaları ile etkileşime geçerek işlemleri gerçekleştirir. 

3. Robotik Süreç Otomasyonunun Faydaları Nelerdir?

•    Faydası Çok Hızlı Görülür
•    Maliyet Avantajı sağlar
•    Çalışan Sisteme Sorunsuz Entegre Edilir
•    Her Türlü Bilgisayar Teknolojisiyle Uyumludur
•    Her Ölçekteki İşletmeye Uyum Sağlar
•    İşletme maliyetlerini düşürür
•    İş süreçlerinde çevikliği ve verimliliği arttırır
•    Süreçleri tüm yönleriyle tekrardan değerlendirme olanağı sağlar
•    Hataları azaltarak, kaliteyi arttırır
•    Müşteri memnuniyetini arttırır
•    Talep artışına karşı hızlı ölçeklenebilirlik kazandırır
•    İşlem hızı ve zamanında kazanç sağlar
•    Şirketlere katma değer sağlar

4. Robotik Süreç Otomasyonunun Üç Temel Teknolojisi Nelerdir?
RPA’nın üç temel teknolojisi; veri kopyalama, iş akışı otomasyonu ve makine öğrenmesinden oluşur.


Araştırma

CV nasıl hazırlanır?

CV hazırlamak, iş başvurusunun ilk adımıdır ve çoğu zaman stresli olabilir, gözüne karmaşık gelebilir. Özellikle yeni mezun ya da kariyerinin başında biriysen, nasıl bir CV hazırlaman gerektiğini bilmen zor olacaktır. Ancak bu dosyayı doğru stratejilerle, seni temsil eden bir araç haline getirebilirsin. Kendi becerilerini ve kişiliğini en iyi şekilde yansıtmak için zaman ayırmalısın.

Unutma, iyi bir CV sadece iş bulmana yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda sana profesyonel bir bakış açısı da katar. Hadi başlayalım!

  • Kısa ve Öz Tut (Tek sayfaya sığdır, herşeyi)
    CV’nin en önemli kuralı, “kısa ve öz” olmaktır. İki sayfayı geçmemeye özen göster. Bu kısa ve öz vuruculuğunu “ön yazı” kısmında da kullanabilirsin. Ön yazıda, kariyerini hangi yönde ilerletmek istediğini, bu alanda ilerleyebilmen için kendinde keşfettiğin kuvvetli özelliklerini vurgulaman iyi olacaktır. Ancak ısrarlı önerim, kendin yazman. Arama motorlarından ya da yapay zekâdan elbette destek alabilirsin, ancak kopyala yapıştır olmaz. Sana özgü bir hale getirmelisin.
  • Kişisel Bilgilerde Sade Ol
    Adını ve soyadını, telefon numaranı, e-posta adresini ve eğer uygunsa LinkedIn profilini mutlaka ekle. Doğum yılını (yalnızca yılını) ve ikamet ettiğin ilçe/il bilgisini eklemen de yararlı olacaktır. CV’ni incelerken doğum gününle değil, kaç yaşında olduğunla, posta kodu ve kapı numaranla değil, şirkete yakın bir lokasyonda ikamet edip etmediğinle ilgileneceklerdir. Ad-Soyad demişken, bir hatırlatma yapalım: dokümanın adı kesinlikle adın ve soyadından oluşmalı. CV’ni bilgisayarımıza kaydettiğimizde sonsuzlukta kaybolmamalı, bulabilmeliyiz. 
  • Eğer iş deneyimin yoksa, gönüllü çalışmalara katılman ve bunları CV’ne eklemen çok önemli. Gönüllü işlerde liderlik, organizasyon yetenekleri veya sosyal sorumluluk projelerine olan katkılarını belirtmek, seni daha donanımlı gösterir. Ayrıca bu tip projelerde edindiğin deneyimler, kişisel gelişim açısından da çok değerli olabilir.
  • Yetenekler ve Beceriler Bölümünü Kişiselleştir
    Yetenekler kısmı, CV’de gerçekten önemli noktalardan biridir. Kullanabildiğin programları simgelerle derecelendir. Hangi programa ne kadar hâkim olduğunu anlaşılır kıl. Eğer varsa, kendini farklı kılan becerileri de yaz. Mesela, “SEO odaklı içerik yazma”, “Kriz yönetimi ve çözüm geliştirme” gibi daha özgün ve pozisyona uygun beceriler ekleyebilirsin. Yalnız altını çizeyim: eğer varsa.
  • Sık karşılaştığım bir duruma bu maddede değinmek isterim: hiç iş deneyimi yok ya da yalnızca asistan veya stajyer olarak görev yapmış, ama yetenekler kısmında “ekip yönetimi” gibi özellikler yazılıyor. Eğer okuduğun üniversitede topluluklara liderlik ettiysen, bunu aşağıda da maddelendirdiğim “Eğitim” başlığı altında anlatman daha doğru olacaktır. Aksi takdirde, CV taraması yapan kişi “Ama ekip yönetmedin ki.” diye geçirebilir içinden. Bütün klişelere uymamıza gerek yok.
  • Eğitim Bilgilerini Sırala
    Eğitim bilgilerini ters kronolojiyle yaz. Eğer birden fazla eğitim aldıysan, yüksek öğrenimler yeterli olacaktır. Başvurduğun pozisyonla ilgili bir meslek lisesi ya da prestijli bir lisede okuduysan, bunu da eklemende yarar vardır. Eğer okul derecen iyiyse, bunu da rakamsal olarak belirtmelisin.

Dip not
Birden fazla alana ilgin varsa ve ne yapacağına henüz karar veremediysen, bir iki farklı CV hazırlayabilirsin. Tasarım açısından da sadeliğine dikkat etmeyi unutma. “Yazılımcıysan mutlaka “github” hesabını yaz.


Araştırma

KPI Nedir? Nasıl Ölçülmelidir?

Şirketlerin en çok önem verdiği konulardan biri de belirledikleri kısa ve uzun vadeli hedefleri sorunsuz bir şekilde neticelendirmektir. Çalışanlar ve şirketler, bu hedefleri kendileri adına rasyonel bir biçimde gerçekleştirmek için sistemlere ihtiyaç duyarlar. Özellikle beyaz yaka iş dünyasında “şirket hedefleri” veya “performans odaklı çalışma” gibi kavramları mutlaka duymuşsunuzdur. İşte bu hedeflere ulaşmak adına Key Performance Indicator yani “KPI” adı verilen temel performans göstergeleri kullanılmaktadır. Şirketler ve çalışanlar açısından bu önemli kavramı, faydalarını ve elbette KPI’ın nasıl ölçümlendiğine gelin yakından bakalım.

KPI NEDİR?

KPI’ın (Key Performance Indicator) Türkçe karşılığı “Anahtar Performans Göstergesi” şeklindedir. “Temel Performans Göstergesi” olarak da bilinen KPI kavramı, kısaca “iş dünyasında hedefler” olarak tanımlanabilir. Başlangıçta belirlenen hedeflerin sürecin sonunda bir biçimde gerçekleştirilmesi beklenir. Çalışanlar için zamanında gerçekleşmeyen hedefler, tam anlamıyla bir korkulu rüyadır.

Gerçekleşmeyen hedefler neticesinde çalışanlar uyarı alabilir, terfi edilmeyebilir veya motivasyonunda düşüşler yaşayabilir. İş esasında çalışanları tedirgin edebilecek tüm problemler, hedeflerin doğru şekilde belirlenememesinden kaynaklanıyor olabilir. Uygulanabilir hedefler ve süreler belirlendiğinde KPI uygulaması çalışanlar için tam tersine bir fırsata dönüşebilmektedir.

Esasen bu noktada önemli olan KPI’ların şirket ve çalışanlar adına ölçülebilirliğinin olması,  gerçekçiliği ve de somut olması gerekir. Bu şekilde KPI’lar hem firmalar hem de çalışanlar adına başarı unsurunu yükseltecektir.

KPI’IN FAYDALARI NELERDİR?

Her şirketin KPI’ı öncelikleri doğrultusunda farklılıklar gösterir. Halka arz edilen şirketin hisse senetlerinin fiyatı olabilirken, özel bir şirketin müşteri sayısı KPI’ını oluşturabilir. Elbette çalışanların görev ve projelerdeki performansı ölçülebilindiği gibi üst düzey KPI’lar ile de şirketin genel performansı değerlendirilebilir. Ayrıca KPI, şirkette genel olarak ne kadar çalışıldığı yönünde de bilgi alınmasını sağlar.

KPI, doğacak sorunlarla ilgili şirket yönetiminin operasyonel çözümler bulmasında etkin rol oynar. Olumlu ve olumsuz sonuçları değerlendirmenin yanı sıra, şirketin gelecekte alacağı kararlara şekil vermesi, KPI’ın olumlu özelliklerindendir. Ayrıca KPI, gelecekte yaşanacak sorunlar veya fırsatları şirketlerin önceden görebilmesini sağlayabilir. Şirketlerin rakiplerinin karşında KPI verileri ile öne geçmesi sağlanabilir.

KPI NASIL ÖLÇÜLMELİDİR?

Her firmanın temel hedefi, belli bir gelir elde etmek ve söz konusu geliri çoğaltmak üzerine kuruludur. KPI ölçümlemesi için “gelir” konusundan başlayabiliriz. İşletmeler geliri ölçümlemek adına Google Analytics gibi programlardan yararlanır Sonraki adım ise “dönüşüm oranı” ile ilgilidir. Burada hesaplanılan veri, pazarlama kampanyalarınızın başarı oranlarıdır. Dönüşüm oranının ölçümlenmesinin ardından potansiyel müşterilerinizin de ölçümlenir olması gerekir.

Potansiyel müşteriler markanızı bir biçimde bilen ve ürün satın alma ihtimali olan müşterileri ifade eder. Bu anlamda yine Google Analytics yardımı ile hedefler oluşturabilirsiniz. Aynı zamanda oluşturulan potansiyel müşterilerinizle ilgili raporlar da oluşturabilirsiniz.

Edindiğiniz müşteri başına maliyetinizi KPI için ölçümlemeniz gerekebilir. Bu, yeni müşterilerinizi elde etmek için şirketinize ödediği ücrettir. Toplam pazarlama maliyetinize kazanılan müşteri sayınızı bölerek maliyetini hesaplarsanız.

Bir başka hesaplanan KPI ölçümü ise “sipariş değeri” olarak bilinir. Sipariş değeri, her aldığınız siparişte harcadığınız maliyeti anlatan bir değerdir. Öte yandan “yatırım getirisi” de KPI ölçümleme için gereklidir. Bunun hesaplanması da pazarlama çalışmalarınızın karınızı ne ölçüde etkilediğini göstermektir. Ayrıca reklam harcamalarınızın yatırım getirilerinin ölçümlenmesi de gerekmektedir. Son olarak da internet üzerinden SEO ve reklam verme çalışmalarınızla ilgili site trafiğinize yönelik parametreler de KPI ölçümlemesine dahildir.

KPI ÖLÇÜMLERİ İLE EN DOĞRU VERİLERE ULAŞIN

Kurumsal işletmelerin uzun vadeli strateji planlarını belirleme noktasında oldukça önemli veriler sunan KPI’da özellikle üst düzey yöneticilerin ve analistlerin çalışmalara doğrudan dahil olmaları önemlidir. Kimi işletmelerde sadece belli departmanlara özel KPI ölçümleri de yapılır. KPI ölçümleri; çalışan memnuniyeti endeksi, çalışan verimliliği oranı, yıpranma oranı, çözüm hızı ya da ortalama tepki süreleri gibi kalemlere dair güncel veriler sunar.

KPI ölçümlerinde; sayımlar, toplamlar, oranlar, ortalamalar ve yüzdeler üzerinden hesaplamalar gerçekleştirilir. Doğru KPI ölçümleri sayesinde, örneğin çalışanlarınızın yüzde kaçının organizasyondan memnun olduğunu ya da tedarik zamanlamasına dair önemli detayları, somut veriler eşliğinde öğrenebilirsiniz.


Araştırma

Startup Nedir?

Startup, belirli bir ürün veya hizmetinin eksikliğine dayalı olarak arkasında belirli bir destek bulunan yeni kurulmuş bir iş modelidir. Bir start-up’un amacı, belirli bir pazar boşluğuna hitap eden bir ürün/hizmet sunarak hızla büyümektir. Startup günümüzde hakkında çok fazla konuşulan bir kavram. Biz de bu blog yazımızda bu kapsamda merak edilen soruların cevaplarından bahsedeceğiz.

Startup Amerika’da Silikon Vadisi’nde başlamış ve sonrasında tüm dünyaya yayılmış olan bir iş modeli akımıdır. Kelime anlamı tam olarak “sıfır noktasından aksiyon alan bir şirket için kullanılan terim, başlangıç” olarak tanımlanıyor.

Türkçe’ye ise “yeni girişim” olarak geçmiştir. Bir probleme, soruna yönelik çözümler üreten ve bu çözümleri uygulayıp çok hızlı bir şekilde gelişen şirketlerdir. Geniş kitlelere hitap ederler ve sağladıkları hizmeti süratle kullanıcıya ulaştırırlar. Projeleri genellikle teknoloji ve yazılım alanında faaliyet göstermekteyken günümüzde finans teknolojileri, finans, pazarlama gibi farklı alanlarda startup şirketleri ortaya çıkmıştır.

Esasen bir startup veya start-up, yeniliği destekleyen bir iş modeline sahip genç bir şirket olarak tanımlanabilir.  Örneğin yaygın bir sorunu ele alan benzersiz bir yazılım programı geliştirecek, bir iş planı oluşturacak ve uygun finansman sağlandığı taktirde, bu girişim bir teknoloji start-up olarak tarif edilebilir.

Startup kurucuları genellikle dünyayı olumlu yönde etkileyebilecek bir ürün veya hizmet için bir vizyona sahiptir. Aslında, dünyanın her yerinde milyonlarca bireyin paylaştığı bir ihtiyacı, isteği veya sorunu çözmek ve bu sorunu çözen girişimleri start up olarak tanımlayabiliriz.

Startup Nasıl Kurulur?

Dünya’daki her insanın bir fikri vardır. Ama bu fikirlerin hayata geçirilmesi oldukça sancılı aşamalardan geçmektedir. Bir fikri zamana yayıp planlamak ve uygulamak oldukça sabır, emek ve çalışkanlık gerektiriyor. Onun dışında üzerinde çalışılmamış, pek umursanmayan fikirlerin yenik düştüğü gözlenmektedir. Aşağı yukarı her başarılı startup aşağıdaki düşünce ve teknik aşamalardan geçiyor diyebiliriz;

  • Çevrenizdeki Eksik Olan Şeyleri Görün
  • Unutmamak İçin Not Alın
  • Prototip Yapın ve Prototipinizi İnsanlara Yayın
  • Üzerinden Kontrol Edin
  • Kendinize Startup için Kurucu Ortaklar Bulun
  • Etkili Bir Ekip Kurun
  • İşinizi Kütüğe Geçirin
  • Yatırımcı Bulun Ve İlk Sürümü Piyasaya Çıkartın
  • Satışa Başlayın
  • Kullanıcılarınızı Her Zaman Yakalayın.
  • Sürekli Satış Yapın
  • Büyüyün ve Gelişin

Start-Up Şirketleri Diğer İş Modellerinden Ayıran Özellikler Nelerdir?

Yenilikçilik

Start-up ve küçük işletmeler arasındaki en önemli farklardan biri ürün veya hizmet yeniliğidir.

Küçük işletme, benzersizlik konusunda herhangi bir iddiada bulunmaz. İşletmeniz birçok işletmeden biri (kuaför salonu, restoran, e-ticaret satıcısı). Bir işe başlarken, hazır çözümlerden yararlanabilirsiniz.

Yenilik ve orijinallik kavramı, startup’lar için çok önemlidir. Startup’lar yeni bir şey yaratmak ve var olanı daha iyi kılmak için sahneye çıkar. Örneğin; taksi bulamamak bir şehirde yaygın bir sorun haline geldiyse, Uber gibi teknolojik ürünler ile birlikte bu soruna çözüm üretilmektedir.

Kapsam

Diğer işletmeler, patron tarafından belirlenen sınırlar içinde ilerleme kaydeder. Başka bir deyişle, şirketin büyümesine sınırlamalar koyarsınız ve belirli bir müşteri ağına odaklanırsınız.

Bir startup ise, kural olarak, büyümesine herhangi bir sınırlama getirmez ve mümkün olduğu kadar çok pazar payı kazanmaya odaklanır. Geliştirdiği ürün ve hizmet ile birlikte sektörde ilklere oynamaya çalışır.

Karlılık

Girişim ne sürede kara ulaşacak?

Küçük işletmeler, ilk günden itibaren kazanç elde etmeye ve mümkünse kar elde etmeye odaklanmıştır.

Bir girişim ve startup modeli için ise, başladıkları işten birkaç TL kazanmak bile aylar sürebilmektedir. Asıl hedef, tüketicilerin beğeneceği ve pazarda yer alacağı bir ürün yaratmaktır. Bu amaçla geliştirilen ürün ya da hizmet, kısa sürede içerisinde karlılık gösterecektir. Bunun en iyi örneği ise, yukarıda ifade edildiği gibi Uber örneğidir.

Kullanılan Teknoloji

Bir işletmeyi yönetirken kullanılan herhangi bir teknoloji var mı?

Diğer iş modelleri için özel teknolojiler gerekli değildir. Ana iş hedeflerine ulaşmak için uygulanacak birçok hazır teknolojik çözüm vardır. Pazarlama alanındaki teknolojiler, muhasebeci çözümleri gibi.

Statup iş modeli için ise teknolojiler çoğu zaman startup’ın ana ürünüdür. Öyle olmasa bile, startup iş modelleri için, yeni teknolojileri kullanmak ve büyümek için kaçınılmazdır.

Kaç Kişi ile Çalışılmalı?

Küçük bir işletme için, genellikle gerektiği kadar çok işçi işe alınır, bu nedenle bir şirket, büyümenin belirlenmiş sınırlamaları dahilinde çalışır.

Startup yöneticisi, mümkün olduğun ölçüde hızlı büyüdüğü sürece, en başından itibaren bir lider ve yönetim nitelikleri geliştirmelidir. Şirket geliştikçe, artan sayıda personel, yatırımcı, yönetici ve bir şirket için gerekli boşluklar doldurulacaktır.

Finans

Diğer işletme modelleri  ve özellikle küçük işletmeler, kendi işini kurmak için, kural olarak, özel tasarruflar, aile, arkadaşlar, banka kredileri ve/veya yatırımcı fonları ile kendisini finanse eder. Ancak burada amaç, işletmenin kendi kendine yetebilmesidir. Bu nedenle tüm bu paralar bir gün faiziyle iade edilecekse, borç alırken dikkatli olunması gerekir.

Startup girişimleri işin ise; melek yatırımcılardan, risk sermayelerinden ve yatırımcılardan alınan finansal borçlar en yaygın finansal kaynak bulma yöntemleridir. Bir startup girişiminin başarıya ulaşması için en önemli kalemlerden biri de pazar ve hedef kitle analizini iyi yapmasıdır. Büyük pazarların sorunlarını çözmeye yatkın girişimler, yatırımcıların dikkatlerini hep çekmiştir.

Startup’ta Exit Kavramı Nedir?

Bir startup projesinin istediği başarıyı yakaladığında istediği boyutlarda geri dönüşe ulaşmasıyla birlikte başlattığı girişimi başkasına devretmesi anlamına gelmektedir.

Startup sahibi girişimciler, işe başlarken projeyi devretmeyi genelde hesaba katmazlar. Ancak her başarılı startup girişimcisinin bir exit planı olmalıdır. Projeden exit yapmak, startup ekosisteminde doğal bir kavram olup, başarı kazanıldığının göstergesidir. Türkiye’de yatırımcıların paralarını katlayarak exit yapmış startup örnekleri;

Peak Games

2010 yılında kurulan ve mobil oyunlar geliştiren Peak Games oyun sektöründe en çok indirilen ve oynanan oyunlara imza attı. Bu başarıyı fark eden dev oyun firması Zygna tarafından 1.8 milyar dolara satın alındı. Bu exit ile Peak Games ülkemizin ilk unicorn şirketi oldu.

Iyzico

İnternet üzerinden ödeme yapmak üzere kurulan yerli fintech girişimi Iyzico, 2019 yılında global rakibi PAyU tarafından 165 milyon dolara satın alındı.

Insider

e-Ticatet sitelerinin satışlarını artırmaya yarayan yazılımlar yapan Insider, 2018’de;  Apple, Google, YouTube, Instagram ve WhatsApp gibi dünyanın önde gelen şirketlerin de yatırımcılarından olan Sequoia Capital’dan 11 Milyon Dolar yatırım aldı. Girişimin ilk yatırımcıları bu ivme ile beraber exit gerçekleştirdi.

Startuplarda Ekip Kavramının Önemi

Startup kurmanın en önemli yapıtaşlarından birisi de ekiptir. Çünkü ekip her şeydir. İyi bir ekip iyi şirketleri kurup ortaya iyi işler çıkarmak demektir. Bu temel yapıtaşının ne kadar önemli olduğunu yatırımcılar da bilmektedir.

Çoğu zaman buna göre yatırım yaptıkları bile olur. Birlikte uyumlu olarak çalışabilen, yaratıcı fikirler üretip gerektiği zaman bulundukları karmaşık ortamdan çıkabilmeyi başaran ekipler startuplar için oldukça önemlidir.

İşletmenizi büyütürken finans takibinizi yapmak ve ön muhasebe süreçlerini halletmek zaman ve emek gerektiren bir süreçtir. Girişimciler ve startup sahipleri için zaman, saniyelerin nabzını tutacak kadar değerlidir.


Araştırma

Limited Şirketin Avantajları Nelerdir?

Şahıs firması ve limited şirket birbirinden farklı teşebbüsler olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla bir girişimcinin ikisi arasındaki farkları bilmesinin son derece önemli olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Şahıs firması, düşük başlangıç maliyetleri ve kurulum kolaylığıyla hemen yükselmek isteyen girişimciler için cazip bir seçenek olarak tanımlanabilir. Limited şirket ise fazla sermaye gerektirmesine rağmen uzun vadede büyüme potansiyeli, şirketin mali yapısının güçlendirilmesi ve hissedarlık esnekliği gibi avantajlar sunuyor. Bu yazımızda şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar ile birlikte avantaj-dezavantaj konularını ele alıyoruz.

Şahıs Şirketi Nedir?

Şahıs şirketi, bir işletmenin tek bir kişi tarafından işletildiği ve bu kişinin kuruluşun sahibi olduğu ticaret şeklidir. Şahıs şirketi, Türk Ticaret Kanunu’na göre bireysel işletme olarak da adlandırılır. Bu türden kuruluşların temel özelliği işletmenin tüm sorumluluğunun şirket sahibine ait olmasıdır. Bu tür bir iştirak, sahibinin adı altında kaydedilir ve kuruluş adında “Şahıs Şirketi” veya “Şti.” ibaresi bulunur. Şahıs şirketleri, genellikle küçük ölçekli kuruluşlarda, müteşebbis girişimlerinde ya da tek kişilik faaliyetlerde tercih edilir. Bu tür işletmelerin kuruluşu ve yönetimi diğer şirket türlerine göre daha basittir.

Limited Şirket Nedir?

Limited şirket, bir veya daha fazla ortak tarafından kurulan, sermayesi belli paylara bölünmüş ve ortakların sınırlı sorumluluğu bulunan bir ticaret iştiraki türüdür. Limited şirketin sermayesi, ortaklar tarafından belirli paylara bölünür ve bu paylar kuruluşun karşılığında ortaklar tarafından ödenir. Limited şirketler, Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulur ve kayıtları Ticaret Sicili’nde tutulur. Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar konusunda bütçe, ortaklık, vergi ayrımları bulunur.

Şahıs Şirketi Kurmanın Avantajları Nelerdir?

Şahıs şirketi genellikle başlangıç için, düşük sermayeli ya da küçük işletme bazlı kuruluşlar için uygun bir iş modelidir. Bu noktada ön plana çıkan temel şahıs şirketi avantajlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Düşük kuruluş maliyeti
  • Düşük muhasebeci ve mali müşavir giderleri
  • Düşük defter tasdik ücretlendirmeleri
  • Yalnızca 2 iş günü içinde aktivasyon ve böylece hızlı faaliyet başlangıcı
  • 1 iş günü içerisinde kapanış olanağı
  • Kademeli vergi sisteminin nispi geçerliliği

Limited Şirket Açmanın Avantajları Nelerdir?

Limited şirket açmanın hacim, köklü yapı ve esnek ortaklık yapısı nedeniyle birtakım avantajları mevcuttur. Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar avantaj ve dezavantaj açısından da ele alınmalıdır. Genel olarak limited şirket avantajlarını şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Şirket kurulumu için 1 ortağın yeterliliği
  • Sabit vergilendirme oranı
  • Gelir paylaşımı kolaylığı
  • Çoklu ortaklık organizasyonunun getirisi olarak kolay maliyet bölüşümü
  • Pay sahiplerinin hisse devirlerinde değer yitimine uğramaması
  • Hızlı büyüme dinamikleri

Şahıs Şirketi ve Limited Şirket Arasındaki Temel Farklar Nelerdir?

Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar birkaç noktada belirginleşir. İlk olarak şahıs şirketi, işletme sahibinin kişisel olarak işletmeyi yönettiği ve tüm sorumluluğunun kişisel varlıklarıyla sınırlı olduğu bir kuruluş türüdür. Limited şirket ise işletmenin ayrı bir yasal varlık olarak kabul edildiği ve kuruluş sahibinin sorumluluğunun sınırlı olduğu bir yapıdır.

Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar konusunda bir diğer husus da ortak sayısı gerekliliğidir. Bir şahıs şirketi, tek bir kişi tarafından kurulabilirken limited kuruluş en az bir ortak tarafından kurulmalıdır. Aynı zamanda sermaye gereksinimleri açısından bakıldığında, limited şirketin bütçe gereksinimleri daha yüksektir. Şahıs şirketi kurulurken genellikle daha az sermaye gereklidir. Şahıs şirketi limited şirketi farkı konusunda son olarak vergi konusu devreye girer. Şahıs şirketi işletme sahibinin kişisel gelir vergisine tabi olurken, limited kuruluş kendi kurumlar vergisini öder. Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar konusunda bütçe ve vergi hususu da geçerlidir.

Şirket Kuruluş Süreçleri

Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar kuruluş sürecinde de geçerlidir. Limited şirket ve şahıs şirketi kuruluş süreçlerinin aynı olmaması, her iki türün yasal ve finansal yükümlülükleri ile ilgilidir. Limited şirket kuruluşu, MERSİS üzerinden başvuru yapmayı, şirket sözleşmesinin hazırlanmasını ve noter onayını gerektirir. Şahıs şirketinin kuruluşu ise daha az bürokratik işleme ihtiyaç duyar ve tüm bu prosedürler genellikle daha hızlı bir şekilde tamamlanır. Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar konusunda prosedür ve bürokrasi ayrımları da bulunur.

Maliyet ve Bütçe

Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar konusunda finansal bütçe de devreye girer. Limited şirket ve şahıs şirketi arasındaki maliyet ve bütçe farkları, girişimciler için önemli bir karar noktasıdır. Şahıs şirketi kurulumu genellikle daha düşük maliyetlidir ve noter harçları, ticaret odası kayıt ücretleri gibi bazı küçük harçlardan oluşur. Öte yandan limited şirket kurulumu daha yüksek başlangıç sermayesi gerektirir. Aynı zamanda limited şirketlerin belirli bir en az esas sermaye miktarını ortaya koyması şartı bulunur.

Ortaklıklar ve Paydaşlar

Limited ile şahıs şirketi arasındaki farklar hususunda ortaklıkların yapısı konusu da göz önünde bulundurulmalıdır. Limited şirket ve şahıs şirketi arasında ortaklık ve paydaşlar açısından önemli ayrımlar mevcuttur. Şahıs şirketleri genellikle tek bir kişi tarafından kurulur ve işletilir. Bu da işletme sahibinin hem şirketin mal varlığı hem de şahsi mal varlığı ile şirket borçlarından sorumlu olduğu anlamına gelir. Bu yapıda, paydaş ilişkileri doğrudan şahsi olup, ortakların değişmesi veya ayrılması diğer şirket modellerine göre komplikedir.

Öte yandan limited şirketler birden fazla ortağa sahip olabilir ve her bir tüzel kişinin sorumluluğu yatırdıkları sermaye ile sınırlıdır. Limited şirketlerde ortaklık payları, şirket sözleşmesi ile düzenlenir ve hisse devri veya ortak değişikliği daha esnek bir şekilde gerçekleştirilir. Yani şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar, ortaklık ve paydaşlık yapısında da ortaya çıkar.

Girişimciler için Hangi Şirket Türü Daha Avantajlı?

Şahıs şirketi ile limited şirket arasındaki farklar son derece ayırt edicidir ve bu da iş kurma noktasında bir karar vermeyi gerektirir. Girişimciler için hangi şirket türünün daha avantajlı olduğu, iş planlarına, hedeflerine ve bütçelerine bağlı olarak değişir. Kısa vadede, özellikle yeni girişimciler için, düşük başlangıç maliyetleri ve daha az bürokratik işlem prosedürü nedeniyle şahıs şirketi kurmak daha avantajlı olabilir. Uzun vadede ise daha sağlam bir temele sahip olması, ortaklık yapısının esnekliği ve kuruluşun büyüme potansiyeli gibi nedenlerle limited şirket tercih edilebilir. Daha sonradan şahıs şirketi limited şirkete çevirme işlemiyle iki farklı kuruluş yapısı arasında geçiş yapmak da mümkündür.


2025 Limited şirket kurma maliyeti nedir ?

Limited şirket en az 10.000 TL sermayeyle kurulabilir. Limited şirketlerin %22’lik vergi dilimi üzerinden vergilendirilmesi söz konusudur. Anonim şirket kurmak için en azından 50.000 TL sermaye gerekmektedir. Ayrıca anonim bir şirketin en fazla 500 hissedarı olabilir. Ancak bu sayı Limited şirkette en fazla 50 olacak şekilde Ticaret Kanunu’nda belirtilmiştir. Şahıs şirketleri ise kuruluşunun maliyeti daha düşük olan bir şirket şeklidir. Şahıs şirketleri elde ettiği gelire göre vergilendirilmektedir. Eğer kendi işinizi kurmak istiyorsanız şirket sahibi olmalısınız. Her şirketin kendine özgü özelliği bulunur. Limited şirket kurmak kendi içinde bazı avantaj ve dezavantajlara sahiptir.

Limited şirket içerisinde olması gereken zorunlu organlar vardır. Bunlardan ilki genel kuruldur. Genel kurul karar organı olarak işlev görür. Sözleşmelerin değişim kararı, müdür atanması, görevden alınma, ortak çıkarma gibi kararlar genel kurulda alınabilir. Şirket üstünde pay sahibi olanlar işletmenin genel, ekonomik ya da idari durumunu genel kurul toplantılarında görüşür. Genel kurul 3 ayda bir toplanır. Gerekli görüldüğü zaman ya da ihtiyaç anında bu 3 aylık süreyi kısaltabilirsiniz.

Ayrıca Limited şirkette yöneticilerin bulunması gerekir. Limited şirketi temsil eden yöneticileri belirlemek zorunludur. Şirket idaresi sorumluluğuna ve temsil yetkisine Genel Kurul tarafından atanan müdür sahiptir. Limited şirketler için müdürün yetki süre kısıtlaması bulunmaz.

Limited şirketlerde ödemeler ve giderler farklılıklar gösterir. Gider ve ödemeler şu şekilde sıralanabilir:

  • Aylık olarak KDV giderleri
  • Çalışanlar için ödenen sigorta primleri
  • Müdürlere o yıl içinde belirlenmiş olan miktarda sigorta primi ödemesi
  • 3 ayda bir stopaj adı altındaki vergilerin ödenmesi
  • Senede bir kez olacak şekilde kurumlar vergisi
  • Senede bir kez meslek odası üyelik aidatı
  • Senede bir kez defterlerin tasdik ücreti
  • Vergiler (Belediye)
  • Aylık olarak mali müşavirlik ücreti. Limited şirkette çalışan sayısı arttıkça bu ücret de artacaktır.

10.000 TL sermaye ile tek ortak ve tek müdür atayarak bir limited şirket kurulursa 2000 TL de kira olduğunu farz edersek bazı gider kalemleri oluşacaktır. Kuruluş masrafları olarak öncelikle noter maliyetlerini ele alırsak noterde harcanması gereken miktar şu şekilde olacaktır:

  • Müdür atama amacıyla alınan imza beyannamesi  35 TL
  • Kuruluş için alınan vekalet 80 TL
  • Nüfus cüzdanı örneği her ortağa 3 adet çıkarılır ve 40 TL
  • Ana sözleşmenin onayı 150 TL
  • İmzalar için gerekli olan sirküler 90 TL
  • Ticaret defterinin onayı 150 TL
  • Mali müşavir için vekalet 120 TL
  • Toplamda 655 TL olacak şekilde bir noter masrafı ortaya çıkar.

Vergi dairesi için de masraflar söz konusu olup onları da sıralarsak:

  • Kira için gereken kefilli damga vergisi 2000 TL olan kira için 45 TL
  • Kira için kefilsiz damga vergisi 2000 TL olan kira bedeli için 272 TL
  • Ayrıca her nüsha için damga vergisi ödemek gerekir

Ticaret odasına sicil kaydı için 1000 TL, gerekli olan faaliyet belgesi için 10 TL ödenir. Toplamda da ticaret odasına 1010 TL ödenir. Mali müşavirlerin şirketlerin kuruluşu için aldığı miktar ortalama 750 TL dolaylarındadır. Matbaaya da ödeme yapmak gerekir. Matbaaya 2 adet şirket kaşesi için 30 TL ve fatura ve irsaliye için 50 TL ödenmelidir.